​Dünya Edebiyatının En İyi Aşk Romanı

 
Publish Date : Tuesday 13 February 2018 - 11:12
 
 
Devamdaki haberde dünya edebiyat tarihinin gelmiş geçmiş en çok okunan ve en iyi 10 aşk romanı göreceksiniz.
 
1.Anna Karenina
Tolstoy’un en önemli romanı olarak kabul gören Anna Karenina kesinlikle insanı paramparça eden, yürek yakan bir hikâye. Sevgisiz evliliğinin içinde tutsak olmuş Anna, akıl almazı yapıyor ve yakışıklı Kont Vronsky uğruna sahip olduğu her şeyden vazgeçiyor. Tolstoy’un seçtiği finalden de anlaşılacağı üzere,19. yüzyıl Rusya’sında böyle bir kadın davranışı asla hoş karşılanmıyor. Duygusal ve asi Anna ile yakışıklı asker Vronsky arasındaki sonu feci biten, hazin aşk hikâyesi tarihin en büyük romanlarından biri. Anna tutku yoksunu evliliğini reddedip toplumun ikiyüzlülüğüne katlanmak zorunda kalınca trajediler birbirini kovalıyor.19. yüzyıl Rusya’sının geniş ve zengin tuvali üstüne çizilen bu resimde, yedi ana karakter, aralarındaki daimi uzlaşmazlıklar, şehir hayatı ve kırsal yaşam arasındaki tezatlıklar, her türlü aşk ve ailevi mutluluk Anna Karenina’nın ana eksenini belirliyor. Çarpıcı, canlı, bağlayıcı ve içeriğinin ağır yüküne rağmen son derece rahat okunabilen Anna Karenina, nesiller boyu elden düşmeyecek.Vladimir Nabokov, Tolstoy’un Anna Karenina’sını ‘dünya edebiyatının en büyük aşk öykülerinden biri’ şeklinde nitelendirmiş. Matthew Arnold ise romanı ‘yaşamdan bir kesit’ diye tanımlamış. Çarlık Rusyası döneminde geçen Anna Karenina tutkulu aşk ve felaket getiren sadakatsizlik üzerine zengin ve karmaşık bir hikâye.

2.Kırmızı ve Siyah
Kırmızı ve Siyah, ilk baskısı 1830’da yapılan, Fransız yazar Stendhal’ın romanı. Parma Manastırı ile birlikte Stendhal’ın az sayıda eseri arasında en sağlam iki yapıtından biri kabul edilir. Napoleon Bonaparte’ın sürgüne gönderilişi ile yaşanan Restorasyon Dönemi’ni ustaca anlatan Stendhal; Katolik Kilisesi’ni, liberaller, aristokratları, burjuvaları, kralcıları ve özgürlükçüleri tutkulu bir aşk hikâyesi içinde aktarmıştır. Yükselme ihtirası ile yanıp tutuşan genç Julien Sorel’in zaman zaman ikiyüzlülüğe kadar varan içten pazarlıklı halini, bağlı olduğu dünya görüşünü ve Napoleon hayranlığını saklamaya çalışırken yaşadığı bunalımı anlatan roman bu yönüyle bir psikolojik roman özelliği taşır.İngiliz yazar Somerset Maugham Kırmızı ve Siyah için şöyle der:
Kırmızı ve Siyah, bir aşkın, gittikçe büyüyen bir aşkın hikâyesidir. Korkuları, duraksamaları, ateşli tutkusuyla, usta elinden çıkmıştır.

3. Vadideki Zambak
Vadideki Zambak, ilk yayımlanışında (1836) beklenen ilgiyi görmemiş, Balzac’ın en az satan kitaplarından biri olmuştu. Oysa yazar, üzerinde en çok çalıştığı, en kusursuz, en büyük romanlarından birini yarattığı kanısındaydı. Zaman Balzac’ı haklı çıkardı: Vadideki Zambak, yazarın en sevilen, en çok okunan romanlarından biri oldu. Bu roman, on dokuzuncu yüzyıl Fransız yazınının iki büyük yöneliminin: Romantizm ile gerçekçilik akımının kavşak noktasında ortaya çıkar ve dünyanın en ünlü aşk romanlarından biri olarak gerçek yerini alır. Balzac, ‘aşk’ a derin bir gerçeklik kazandırırken, çağının toplumsal olgularını ve koşullarını yansıtmaya da büyük özen gösterir. Bu büyük yazarın baş yapıtlarından bir olan Vadideki Zambak’ı, değerli yazarımız Tahsin Yücel’in Türkçesiyle sunuyoruz.
4. Muhteşem Gatsby
“O ümitledir ki şimdi sefer etmekteyiz, biz o akıntıya karşı giden tekneler, durmadan geriye, geçmişe çarpılıp atılsak da ne gam…”Yirminci yüzyılın en büyük Amerikan yazarlarından F. Scott Fitzgerald, 1. Dünya Savaşı sonrası Amerika’sının, ‘Caz Devri’ olarak adlandırdığı on yıllık şaşaalı dönemini, paranın yegâne değer kabul edildiği bir topluma dair, ustalığına ve orijinalitesine henüz erişilememiş betimlemelerle süslü, kırık bir aşk hikâyesiyle anlatıyor.
 
5. Beyaz Geceler
İsimsiz bir anlatıcının ağzından yalnızlığı ve karşılıksız aşkı dinlediğimiz dört gece ve bir sabahlık yalın bir hikâye. Dostoyevski’nin gençlik döneminde yazdığı bu yalın ve lirik öykünün isimsiz, içine kapanık ve hayalci kahramanı, geceleri Petersburg’un kanalları ve caddeleri arasında tek başına dolaşır. Derken bir köprüde ağlayan Nastenka’yı bulur ve bir adamın tacizinden kurtardığı genç kıza âşık olur. Peki, daha önce hiçbir kadınla beraber olmamış, kendisini hayattan soyutlamış bu adam, hayatının merkezine koyduğu genç kızda aradığı mutluluğu bulabilecek midir? En farklı Dostoyevski öykülerinden biri olan Beyaz Geceler, 1957 yılında İtalyan yönetmen Luchino Visconti tarafından filme uyarlandığından beri gerçek üstü ve sinematografik anlatımıyla pek çok kez beyazperdeye taşınmıştır.
6. Madame Bovary
Kölelik cehennemine içeriden bir gözle bakan Sevilen, çocuklarıyla birlikte kölelikten kaçan bir kadının özgürlük savaşını anlatıyor. Geçmişin ağırlığını omuzlarından yıllar sonra dahi indiremeyen, onun hayaletleriyle boğuşan Sethe, annelik vicdanıyla, kadınlığıyla ve ait olduğu toplumla hesaplaşıyor. Kadınlık ve annelik duygularıyla müthiş bir şekilde harmanlamış Toni Morrison’ın bu dev eseri, zalimliklerle dolu bir tarihe ışık tutarken, siyahi bir ailenin merkezinde çok kişisel bir varoluş hikâyesinin duygu dolu inceliklerini ıskalamamayı başarıyor.Acı ve güzelliği yan yana getiren şiirsel diliyle Toni Morrison’a Pulitzer Ödülü’nü kazandıran Sevilen, büyülü atmosferi ve doğaüstü detaylarıyla fazlasıyla sahici bir masal…
7. Kolera Günlerinde Aşk
Kolera Günlerinde Aşk”, bırakılmış bir sevgilinin, yeniyetmelik yıllarından başlayarak yaşlılığın alacakaranlığına dek süren yarım yüzyıllık aşkının öyküsü. “Marquez”in, ustalığı, bu öyküyü bir destana dönüştürüyor: aşkın, deli-akıllı, yabanıl-evcil, tensel, romantik tüm biçimlerinin pastoral bir şiirin büyüsüne büründüğü bir destan. On dokuzuncu yüzyılın yirminci yüzyıla dönüştüğü bir zaman dilimini kapsayan bu bitmeyen aşkın gerisinde, çağdaşlaşma çabası içindeki bir toplumun çeşitli yönlerini, özellikle taşra kentsoyluluğunun saçmalıklarını ince bir alayla eleştiriyor yazar. Roman boyunca, aşk acılarının lirik rüzgarlarının esintileri arasında, Marquez’in, insancıl mizahı, sürekli olarak duyuruyor kendini. Bu nitelikleriyle, “Kolera Günlerinde Aşk”, Marquez’in başyapıtı sayılan “Yüz Yıllık Yalnızlık”ın yanında tartışılmaz bir biçimde yerini alıyor.
8. Aşk ve Gurur
Jane Austen’ın romanlarına konu edindiği taşra hayatının küçük dünyası, onunla ilgili eleştirilerin odak noktasını oluşturur. Başarısı da başarısızlığı da burada ölçülür. Fransız Devrimi, Napolyon savaşları, endüstri devrimi gibi çağının büyük olaylarının yankısı, ya da büyük tutkular, ruhsal yücelim isteği, gözü pek aşklar yoktur onun romanlarında. Austen’ın ilgisi dar bir çevre içinde yaşayan bireyler arası ilişkiler üzerinde yoğunlaşır. Roman karakteri yaratmadaki büyük başarısı da bu sınırlı malzemeyi ele alış biçiminden kaynaklanır.Karakterlerini kendilerini tanıma süreci içinde yansıtan Austen onların zaaflarından komedi unsuru yaratır. Bu komedi aslında toplumsal düzeni hicveden, ahlaki yargılar içeren ciddi bir yaşam eleştirisidir. Austen’ın roman dünyası hayale, romantizme, duygusallığa yer vermez. Yazar, taşra hayatının dar, sıkıcı, önemsiz olduğunu bilir. Roman boyunca yarattığı karakterlerin aldığı ders bu gerçeği kabul etmeyi öğrenmektir. Austen’ın romanlarında değişmeyen bir nesnel dünya karşısında değişmek zorunda kalan insanlar vardır.
9. Genç Werther’in Acıları
18. yüzyılın sonunda Almanya’da Aydınlanmanın kuru akılcılığa tepki olarak doğan, duygularının önemini, bireyin özgürlüğünü savunan Fırtına ve Coşku akımının (1760-1785) en güzel örneklerinden biri ve aynı zamanda Goethe’nin gençlik dönemine ait olan bu eser, evli bir kadına hissettiği duygularına karşılık bulamayan, düşünceleriyle, karakteriyle yaşadığı topluma zaten yabancı olan bir gencin umutsuzluk içinde intihar edişini konu almaktadır. Goethe eserin başında şöyle der:”Zavallı Werther’in hikâyesi hakkında bulabildiğim her şeyi itinayla bir araya getirdim ve işte önünüze koyuyorum ve biliyorum bunun için bana teşekkür edeceksiniz.Sizler onun yüreğine ve karakterine hayranlığınızı esirgemeyecek, yazgısı karşısında da gözyaşlarınızı tutamayacaksınız.Ve sen ey güzel gönül, onunla aynı tutkuları hisseden sen, teselli bul onun acılarında ve ister bahtsız olduğundan ister hatalı olduğundan kalmadıysa yanında hiç kimse, izin ver de dostun olsun bu kitapçık.”
10. İlk Aşk 
Rus edebiyatının en büyük yazarlarından biri olmakla birlikte, yaşamının büyük bir bölümünü Fransa’da geçirmiş, bu nedenle de çağdaşı olan Rus yazarlarından hayli farklı bir edebi havayı kitaplarında yansıtmış olan Turgenyev’in romanları içinde İlk Aşk, tazeliği, canlılığı ve Nihal Yalaza Taluy’un akıcı çevirisinin de etkisiyle bugün de değerini aynen korumaktadır. Saf ve derin bir gençlik aşkının öyküsünü bu kitapta severek okuyacaksınız.
Share/Save/Bookmark
haber kodu: 257941