​Osman Ersoy'dan ''Selçuklular Tarihi ve Türk-Islâm Medeniyeti'' Farsça'da

 
Publish Date : Wednesday 24 May 2017 - 13:18
 
 
Doç.Dr. Osman Ersoy'un kaleme aldığı ''Selçuklular Tarihi ve Türk-Islâm Medeniyeti'' adşı eseri Parviz Zaree Şahmersi'nin Farsça çevirisi ile tarih meraklıları ve araştırmacılar ile buluştu.
 
İran Kitap Haber Ajansı (İBNA) - Doç.Dr. Osman Ersoy'un ''Selçuklular Tarihi ve Türk-Islâm Medeniyeti'' adlı eseri Parviz Zaree Şahmersi tarafından Farsça'ya tercüme edilerek Ahter yayınevi tarafından yayınlandı.

Bu eserde Selçuklu tarihinin kaynakları, bu sahada yapılan araştırmalar üzerinde durulduktan sonra Selçukluların menşeleri, ilk devirleri, Selçuklu imparatorluğunun kuruluşu, yükseliş devri, azamet devri, duraklama ve inhitat devirleri ve Türkiye Selçukluları üzerinde durulmakta, Selçuklu imparatorluğunun bu devirlerinde münâsebette bulundukları devletler, kabileler ve siyasî olaylar üzerinde de yeterli ve doyurucu bilgiler verilmektedir.

Kitabın Tanıtım bülteninde şöyle okuyoruz: ''Kendisinden sonraki bütün tarih araştırmalarına metod ve muhteva olarak kaynaklık etmiş bir baş eserdir. "Türkler, İslâmiyeti umumî ve millî din hâline getirince Altay dağlarından Akdeniz kıyılarına kadar Cihân-şümûl Selçuklu İmparatorluğunu kurmuşlardır. Bu suretle İslâm dünyasına hâkim olan, Yakın-Şark'ı ve husûsiyle Anadolu'yu Türkleştiren Selçuklular, İslâm dünyasına ırkî, siyâsî, iktisadî, içtimâ ve kültürel yeni müessese ve unsurlar getirerek İslâm medeniyetini çöküntüden kurtarıp ona taze bir kan ve hayatiyet vermişler; çeşitli kavim, din ve mezhepler arasında vücûda getirdikleri yeni nizâmı, meydana çıkan yeni devletler ile, dört asır sürdürmüşlerdir. Türkiye Tarihi'nin cihanşümul Osmanlı Devleti'nden önceki devresi...''

Doç.Dr. Osman Ersoy'un kitap için kaleme aldığı çnsözün bir bölümünde şöyle okuyoruz: ''İslâmdan önce ve sonraki devirler arasında gözüken hususiyetleri ve farkları belirtmek, Türk ve İslâm unsurlarının terkibi ile husule gelen kudreti göstermek maksadiyle birinci ve ikinci devirde Orta-Asya'dan Hazar ve Karadeniz şimali, Balkanlar ve Orta-Avrupa'ya kadar asırlarca yapılan Türk göçlerini bu ülkelerin Türk kavimlerine yurt haline geldiğini, fakat buralarda bir takım tarihî hâtıra ve izlerden başka bir şey kalmadığını, buna mukabil son iki devrin büyük kudret ve tesirlerinin asırlarca devam edip zamanımıza kadar intikal eylediğini hatırlatmak da yerinde olur. Öyle ki, Müslüman Oğuzlar, Selçuklular idâresinde, İslâm ülkelerine ve Anadolu'ya doğru cenuptan göç ederlerken Şam anî Peçenek, Uz (Oğuz) ve Kıpçak (Kuman)lar da aynı şimal yolu ile Balkanlar’a kadar ilerliyorlardı.
Hemen aynı kesafette vukubulan bu iki Türk muhâceretinden birincisi nasıl yeni bir devrin ve hayatiyetin başlangıcı, millî birlik ve şuûrun âmili olmuş ise, bu manevî unsurlardan mahrum kalan İkincisi de öylece dağılm aya ve tesirsiz kalmaya mahkûm bulunmuş; birbirleri veya hıristiyan komşuları tarafından eritilmiş ve tarihe intikal etmiştir. Nitekim Altun-Ordu devletinin kuvveti ve dayanağı da kadîm Oğuzların bakiyeleri, Bulgarların ve son olarak da Kıpçakların İslâmlaş­ması sâyesinde mümkün olmuş; Kırım, Kazan ve İdil-Ural Türklüğü de bu suretle mevcud olmuştur. Bununla beraber cenup yolu ve Anadolu’da karşılaşılan fetih zorlukları ne kadar ağır ise jeopolitik imkânlar da şimale nazaran o derece müsâiddir.''
Share/Save/Bookmark
haber kodu: 248572